KUTAY ERSİN YAZDI:KKTC – TOPLUMSAL, SİYASAL MOBBİNG ve AYRIMCILIK

  KUTAY ERSİN YAZDI:KKTC – TOPLUMSAL, SİYASAL MOBBİNG ve AYRIMCILIK

7  Ocak 2018 seçimleri öncesi ve sonrasında ülkemizde Yeniden Doğuş Partisi üzerinde “Toplumsal - Siyasal Mobbing” yapılmaktadır.

Konuyu ve tezimizi detaylandırmadan önce bilmeyenler için Mobbing (Bezdiri)’nin ne olduğunu kısaca tarif etmekte yarar var:

Mobbing:

“Gücü elinde bulunduran kişi ya da grubun, diğerlerine psikolojik yollardan, uzun süreli sistematik baskı uygulamasıdır.”

Mobbing, duygusal bir saldırıdır. Yaş, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeden, taciz, rahatsız etme ve kötü davranış yoluyla herhangi bir kişi ya da gruba yönelensaldırganlıktır.

Daha çok iş yaşamında karşımıza çıkan, “kişiyi iş yaşamından dışlamak amacıyla kasıtlı olarak yapılan” mobbing uygulaması, kişinin saygısız ve zararlı bir davranışın hedefi olmasıyla başlar. İşveren- iş arkadaşları; ima ve alayla, karşısındakinin toplumsal itibarını düşürmeye yönelik saldırgan bir ortam yaratarak kişiyi ruhsal çöküntüye uğratıp, moralini bozup, dışlayarak işten ayrılmaya zorlar.

Mobbing uygulayanların genel olarak; korkak ve nevrotik, daima güçlü olma isteği içinde ve iktidar açlığı içinde olan, kötü niyetli ve hileli eylemlere başvurmaktan çekinmeyen, antipatik özellikler taşıyan, düşmanlıktan hoşlanan, kötü kişilikli ve yaptığını hak olarak gören, şişirilmiş benmerkezciliğe sahip insanlar olduğu söylenebilir.

Bodsky; genellikle bu tür taciz ve rahatsız etme eğiliminde bulunan insanların kendilerini ayrı tutma ve ayrıcalıklarını koruma” amacıyla bu yola başvurduklarını söylüyor.

İşte ülkemizde Yeniden Doğuş Partisi’ne yapılan “Toplumsal - Siyasal Mobbing”  tam da  kendilerini ayrı tutma ve ayrıcalıklarını koruma” duygusu içerisindeki kişi ve gruplar tarafından yapılmaktadır.

Peki, YDP’ye yönelen “Toplumsal – Siyasal Mobbing” in kökeninde ne vardır? Hangi bilinçaltı dürtü ve duygular belirli bir kesimi YDP’ye saldırıya teşvik etmektedir?

Bunu anlamak için “Kıbrıs’ın Öbürleri”  belgeselini hazırlayan Baraka Film Atölyesi aktivisti Mine BALMAN’ın tamamına katıldığımız şu görüşlerine bir göz atmak istiyoruz:

Ne diyor Sayın BALMAN:

 “Uzun çalışma saatleri, düşük maaşlar, çoğu zaman hakarete varan insanlık dışı muamele ve can güvenliğinden yoksun çalışma koşulları göçmen işçilerin günlük gerçeğidir. Kıbrıs’ta en ağır, en riskli, en güvencesiz ve en düşük maaşlı işleri göçmenler yapmaktadır. Normalde iş güvencesinin ve çalışanlarının haklarının garantiye alınmasını sağlaması gereken çalışma izni ile ilgili uygulamalar; mevcut durumda idarenin de yardımlarıyla patronların emekçiler üzerinde daha fazla baskı oluşturmasının aracı durumuna gelmiştir.”

Ve devam ediyor:

“Mücadele göçmenleri dışlayarak değil, sınırsız ve sınıfsız bir dünya için göçmenlerle birlikte mücadele vermekle yürütülmelidir. Geleceğini bu adada kurgulayan göçmenler ile birlikte bir mücadele örmeliyiz.”

Sayın BALMAN’ın birkaç cümle ile dile getirmeye çalıştığı, 1974’ ten sonra Kıbrıs’ a göç eden “Kıbrıs’ın Öbürleri” gerçeğini tam olarak anlayabilmek“ötekileştirilen” bir toplum gerçeğini tüm çıplaklığı ile görebilmek için (her ne kadar belgeseldeki ideolojik ağzı ve bazı söylemleri benimsemesem de) söz konusu belgeseli (https://www.youtube.com/watch?v=tn-bc8kusys ) adresinden izlemenizi şiddetle tavsiye ederim)

İşte tam olarak; Sayın BALMAN’ın belki de “sol, sosyalist, devrimci ideoloji için" bir aksiyon ve mücadele alanı olarak belirlediği ama bu kesim için ancak teori ve ülkü olarak kalan “göçmenleri dışlamayan, geleceğini bu adada kurgulayan, Kıbrıs’ı vatan belleyen göçmenlerle birlikte bir mücadeleyi”  Yeniden Doğuş Partisi’nin başlattığını, siyasal toplumsal mücadele pratiğine taşıdığını görüyoruz.

Tam da belgeselde söylendiği gibi, belki de belgeselden esinlenerek“VATANIM KIBRIS” mottosu ile başlattığı siyasal, toplumsal mücadelesindeYDP “Ezilen, sömürülen, hor görülen, ötekileştirilen, en alttakilerin”  partisi olduğunu söyleyerek yola çıktı.

Belki Kıbrıs’ta “ezilen, sömürülen, hor görülen, ötekileştirilen, en alttaki” halk topluluklarının ağırlıklı olarak 1974 sonrası Türkiye’den göçen Kıbrıslılar olması gerçeğinden yola çıkarak, belki de YDP’yi ayrımcı bir siyasal parti konumuna yerleştirme çabası ile daha işin en başında YDP’ye  “Türkiyelilerin Partisi” damgasını vuran çevreler, aslında çok büyük bir siyasal hata yaparak mevcut düzen partilerinin 74 sonrası göçmen Kıbrıslıları temsil etmediğini de vurgulamış oluyorlardı.

YDP Genel Başkanı Erhan ARIKLI ise “Türkiyelilerin Partisi” yakıştırmasının ayrımcı, ötekileştirici ve tehlikeli bir yakıştırma olduğunu ısrarla söyleyip“ezilen, sömürülen, hor görülen, ötekileştirilen, en alttakilerin” partisi olduklarını, Eski Kıbrıslı, Yeni Kıbrıslı ayrımını şiddetle reddettiklerini, herkes için adalet, herkes için fırsat eşitliği istediklerini ve temsilde adaleti talep ettiklerini iddia ediyordu.

Milliyetçi bir geçmişi, yurtsever bir duruşu, geçmişte sol, sosyalist çevrelerle tam zıt kutuplarda bulunup, çatışmacı tavırlarıyla bilinen Erhan ARIKLI’nın başını çektiği YDP bir anda “SOL, SOSYALİST, DEVRİMCİ ÇEVRELERİN” ezberini bozmuş, onların bugüne kadar teorik ve ülküsel anlamda sahiplendiği temel bir konuda toplumsal, siyasal örgütlenme pratiğini gerçekleştirmiştir.

Bu durum; sosyalist ve devrimci çevrelerin hem dogmatik felsefesine ve hem de varlık sebeplerinden en önemlisi olan proleter birlikteliğin ve sonrasında devrimin inşasına ters bir durumdu. Hele hele dün ideolojik olarak çatıştıkları, Türkiye’nin dolayısı ile “emperyalist işgalci güçlerin maşası”olarak gördükleri kişilerin bu oluşumun başını çekmesi anlaşılabilir, kabullenilebilir gibi değildi.

Öte yandan adı geçen belgeselde izah edildiği gibi, ucuz göçmen işgücünü acımasızca sömüren “egemen güçler” açısından da bu durum kabullenilebilir değildir.

Kıbrıs’ın sosyalist, devrimci çevreleri açısından bakıldığında belki sömürü düzeninden beslenen “egemen güçler”; büyük sermayeyi elinde bulunduran Türkiye ya da Kıbrıs kökenli dar bir sermaye çevresi olarak görülebilir ama gerçek sadece bu kadarla mı sınırlıdır acaba?

Ne diyor “Kıbrıs’ın Öbürleri” belgeselinin 5:10’ncı dakikasında konuşan adam:

“Eve temizliğe onları çağırırık, …hamallığa onları çağırırık, …inşaatlarda onlar çalışır, daş ocaklarında onlar çalışır, bizim Kıbrıs Türk’ü bunların içerisinde çok azdır yani…”

Peki belgeselin 13:55 ‘inci dakikasında anlatılana kulak verelim isterseniz :

“Kıbrıs’ ta çalışma hayatında emekçilerin durumu genel olarak olumsuzdur. Örgütsüzlük, yasal mevzuata uyulmaması ve bilinçli olarak denetimin eksik bırakılması gibi sıkıntılar tüm emekçiler için geçerlidir. Ancak göçmen işçilerin durumu kat kat daha ağırdır. Uzun çalışma saatleri, düşük maaşlar, çoğu zaman hakarete varan insanlık dışı muamele ve can güvenliğinden yoksun çalışma koşulları göçmen işçilerin günlük gerçeğidir.

Kıbrıs’ ta en ağır, en pis, en riskli, en güvencesiz ve en düşük maaşlı işleri göçmenler yapmaktadır.”

Ne dersiniz “Kıbrıs’ın Egemen Güçleri” sadece dar bir sermaye çevresi ile mi sınırlı?

Şöyle bir etrafınıza bakın bakalım?

Neyse!...

Kıbrıs siyasetinde ezber bozan bir çıkış yapan Yeniden Doğuş Partisi’nin“ezilen, sömürülen, hor görülen, ötekileştirilen, en alttakilerin” partisi olarak ortaya çıkmış olması, hem de bu siyasal örgütlenmenin başını sosyalist, devrimci kesimin eski “düşmanı” Erhan ARIKLI’nın çekiyor olması “derin içgüdüleri” harekete geçirdi kuşkusuz.

Öte yandan bizce oldukça geniş bir demografik çevreye yayılan “Kıbrıs’ın Egemen Güçleri” açısından da bu durum kabul edilebilir bir durum değildi.

Toplumsal – Siyasal Mobbing ittifakı böylece kurulmuş oldu. Diyalektik açıdan asla bir araya gelemeyecek iki kesim Kıbrıs gerçeğinde kolayca bir araya geldi.

“Kıbrıs’ın Egemen Güçleri” ile “Devrimci Sosyalist çevreler” bir anda aynı saflarda yer alarak; YDP’ ye ve YDP’lilere yönelik acımasız bir “TOPLUMSAL, SİYASAL MOBBİNG” sürecine girmişlerdir.

Bakın aşağıda kısaca mobbing nasıl yapılır ve Kıbrıs’ ta neler oluyor size özetlemek istiyorum:

  • İnsanların şerefi, doğruluğu, güvenilirliği ve mesleki yeterliliğine saldırılar başlar. (Mesleki yeterlilik sorgulandığı zaman bu, o kişiye güvenilemeyeceği anlamına da gelir. Eğer kişiye güvenilmiyorsa yaptığı iş de değersizdir, kendisi de..)
  • Olumsuz, küçük düşürücü, yıldırıcı, taciz edici, kontrol edici iletişim kurulur.
  • Topyekun saldırıya geçilir.
  • Sürekli, çoklu ve sistemli bir biçimde ve zaman içinde yapılması. (Mobbingin sıklığı ve süresi zararı büyütür.)
  • Hatalı olanın kurbanmış gibi gösterilmesi.
  • Kurbanın itibarını kaybetmeye, kafasını karıştırmaya, yıldırmaya, yalıtmaya yönelik olması ve teslim olmaya zorlaması. (Utandırma eylemleri yapılır.)
  • Kişiyi dışlama niyetiyle yapılması.

Şimdi bakalım YDP’ ye yönelik neler yapılıyor?

YDP Genel Başkanı Erhan ARIKLI’nın tüm akademik ve diplomatik kariyeri yok sayılmakta, özellikle Azerbaycan ve Kırgızistan ile KKTC arasındaki kurduğu diplomatik ilişkilerdeki başarısı görmezden gelinmekte, siyasal geçmişi ve tecrübesi üzerinden haksız ve mesnetsiz spekülasyonlar yapılmakta, söylediği sözlerin başı sonu kesilerek sözleri çarpıtılmakta ya da söylemediği sözler söylenmiş gibi yayılmakta, geçmişte bir televizyon kanalında kendisine yapılan küfür adeta slogan haline getirilmektedir.

Sayın ARIKLI’nın itidale davet eden, adalet ve hakkaniyet isteyen söylemleri görmezden gelinerek, toplumsal birlik, barış, kardeşlik ve dayanışma kültürünü teşvik eden konuşmaları es geçilerek; adeta ayrımcı, çatışmacı, saldırgan bir profil kamuoyuna gösterilmeye çalışılmaktadır.

 Sayın ARIKLI’nın şerefine, doğruluğuna, güvenirliğine ve yeterliliğine doğrudan ya da dolaylı saldırılar halen devam etmektedir.

Sosyal Medya üzerinden Sayın ARIKLI’ ya yapılan hakaretler, küfür ve saldırılar ayrı bir inceleme konusudur.

Benzer mobbing uygulaması YDP Genel Sekreteri Bertan ZAROĞLU üzerinde de yapılmaktadır.

Sayın ZAROĞLU askerliğe elverişli olmadığına dair sağlık raporu üzerinden aşağılanmakta, vatandaşlığı sorgulanmakta, hatta biraz daha ileri giderek milletvekilliğinden ihraç etme yönünde siyasal, toplumsal kamuoyu oluşturma çabaları gözlemlenmektedir.

Yaşanan bazı hadiseleri tasvip etmesek de Sayın ZAROĞLU ile Sayın Doğuş DERYA arasında yaşananlar magazinleştirilerek, tek taraflı bir bakış açısıyla Sayın DERYA kahramanlaştırılmakta, ZAROĞLU ise her fırsatta aşağılanmaktadır.

Tabii biz burada YDP’nin öne çıkan ve halen milletvekili olan iki ismini örnekleyerek tezimizi anlatmaya çalıştık. YDP mensuplarına ve özellikle de YDP’lilerin ailelerine, çocuklarına yönelik “Toplumsal, Siyasal Mobbing”i örneklemeye kalksak bu yazımız belki de kitap hacminde olacaktır.

Esasen belki de bu acımasız ve insafsız Toplumsal - Siyasal Mobbing süreci YDP’nin işine yaramış,  her bakımdan dezavantajlı şartlarda seçime girenYDP, “Egemen güçlerin” ve toplumsal karşılıkları olmayan sol çevrelerinsaldırıları sayesinde  “Ezilen, sömürülen, hor görülen, ötekileştirilen, en alttaki” kesimler tarafından sahiplenilmiştir.

YDP’nin görece çok oy aldığı bölge ve sandıklara baktığımızda tam da “Kıbrıs’ın Öbürleri” belgeselinde anlatılan sosyal dilimlerin ağırlıkta olduğunu, hiç oy alamadığı yerlere baktığımızda ise “Egemen Güçlerin” yoğun olarak yaşadığı bölgeler olduğunu görürüz.

UBP ve DP’ ye yönelen tepkiler nedeniyle geçmiş seçimlerde sol partilere oy veren proletaryanın ve tarım emekçisinin YDP’ ye yönelmesi bizim tezimizi güçlendiren en önemli veridir.

Ülkemizin sağlıktan – ekonomiye, tarım sektöründeki sıkıntılardan -  eğitimdeki açmazlarımıza,  Kıbrıs’ ta kalıcı çözüm arayışlarından – Ortadoğu’da oluşan ateş çemberine kadar birçok sorun varken, siyasal istikrarsızlığın ülkemiz geleceği açısından ciddi bir belirsizlik yarattığı bu kadar açıkken, yapay gündemler oluşturarak YDP’nin üzerine bu kadar gitmek “Toplumsal – Siyasal Mobbing” histerisinden başka şey ile açıklanamaz.

Elli sandalyeli Cumhuriyet Meclisi’nde “Ezilen, sömürülen, hor görülen, ötekileştirilen, en alttakilerin” partisi olduğunu söyleyen YDP’ ye düşen iki milletvekilliği çok görülmekte, toplumsal bir hazımsızlık dalgası yayılmaktadır.

Sanki YDP parlamentoya girmekle büyük hata yapmış, suç işlemiş, halt etmiş, egemen ideolojinin hükümranlık alanına tecavüz etmiştir.

……..

Bu konuda yazacak çok şey var…

Kıbrıs’ ta Toplumsal – Siyasal Mobbing YDP ve YDP’liler üzerinden hızla yükselmektedir.

YDP’nin oyları da hızla yükselmektedir.

Sol – Sosyalist çevreler  ile (diyalektiğe aykırı olarak) aynı saflarda yer alan Statüko’nun sahibi “Egemen Güçler” in gittikçe daha fazla “Ezilen, sömürülen, hor görülen, ötekileştirilen, en alttakilerin” partisi haline gelen YDP üzerindeki Toplumsal – Siyasal Mobbinge son vermesi her şeyden önce YDP’nin temsil ettiği halk kitlesini kabul etmek, saygı duymak ve anlamaya çalışmak açısından önemli bir adım olacaktır.

YDP’ lilerin ise “barışçıl” çabalarını arttırarak, çatışma-çelişme, ayrışma sürecinden olabildiğince uzak durmaları, yukarıda açıkladığımız nedenlerle sol, devrimci kesimler ile “egemen güçler”de ortaya çıkan saldırı içgüdüsüne dayalı mobbing ve ayrımcılık tavırlarına sabırlı olmalarını salık vermekteyiz.  Siyasal ve toplumsal alanda normalizasyon ve konsalidasyon elbette bir gün gerçekleşecektir.

Ülkemizde barış ve huzurun kalıcı olarak kurumsallaşması hem Kuzey Kıbrıs’ ta yaşayan halkımız açısından ve hem de ileride Güneyli kardeşlerimizle birlikteliğimizin inşası açısından önemlidir.

Unutmamak gerekir ki;

Kendi içlerinde barışı ve birlikte yaşama şartlarını oluşturamayan toplumlar, diğer toplumlarla ebedi barış koşullarını asla oluşturamazlar.

Tarih : [ 3/1/2018 8:07:09 AM ] Okunma : [ 11 ]